Yüksek Lisans ödevinde bu yazıyı kaleme aldı…Anne babalar okumalı

Pamukova İmam Hatip Orta Okulu Türkçe Öğretmeni Engin Bayram, Yüksek Lisans ödevinde Türkçe’nin önemi böyle kaleme aldı. Tüm anne ve babalar okumalı.

İşte Pamukova İmam Hatip Ortaokulu Türkçe Öğretmeni Engin Bayram'ın tüm anne babaların okuması gereken o makalesi:

YAZ TATİLİNE GİRERKEN DİL BECERİLERİNE DAİR

Yaklaşık bir buçuk yılın ardından yeniden yüz yüze yapılan bir eğitim öğretim yılını geride bırakmaya ramak kaldı. Genel salgın sebebiyle sekteye uğrayan eğitim öğretim bu yıl kaldığı yerden devam etti. Ancak bu devam öncekilerden çok farklıydı. Gerek uzaktan eğitimin sınırlı imkânları gerekse uzaktan derslere katılmayan öğrencilerin çokluğu örgüne geçildiğinde biz öğretmenler için zorlu bir sürecin habercisiydi. Tüm yıl önce uyum, sonra telafi, ardından ise çocukları olmaları gereken seviyeye getirme çabaları ile geçti. Bugün çocukların geldiği nihai noktaya baktığımızda ise dijital dünyanın onları esir almasıyla beraber dili kullanma yeterlilikleri günbegün zayıflıyor. İnternet çağına doğan çocuklar, uzaktan eğitim süreci ile -istisnalar olsa da- teknolojinin bağımlısı haline gelmiş durumdalar. Sürekli izlemeye alışmış olduklarından dersler onlar için sıkıcı bir zorunluluk.

Temel dil becerileri açısından tek tek değerlendirme yapacak olursak öğrencilerin geneli için dinleme çalışmaları işkence, okunan metnin anlaşılmasını istemek angarya, konuşma etkinlikleri gereksiz bir meşgale, yazmak ise türlü bahanelerle kullanılmak istenilmeyen bir beceri. Onlara göre ders, bilgi aktarımı şeklinde olmalı. Anne karnında başlayan dinleme süreci öğrencilerin derste bulundukları esnada çoğunlukla işitmeye indirgenmiş durumda. Uzun zamandır yaptığım gözlemlerde de fark ettim ki öğrenciler dinleme/izleme etkinliklerinde “izleme odaklı” olduklarından, söylenenleri anlamaya değil sadece görsellere dikkat ediyorlar. Etkinlik sadece dinleme gerektiriyorsa anlama kurma daha iyi gerçekleşiyor. Oysa akademik eğitim alırken bize öğretilen tam tersi idi. Bir öğrenme sürecine ne kadar fazla duyu organı katılırsa başarı o denli yüksek olur teorisi bu konudaki çıktılar ile pek uyuşmuyor. Okuma becerisindeki durum ise daha farklı, metni sesli okunmak gerektiğinde tüm sınıf çok hevesli ancak bu tümüyle sesli okuma isteğinden ibaret. İş, metni çözümlemeye ve değerlendirmeye geldiğinde ne yazık ki o hevesten eser yok. Yazı yerine büyük ölçüde çizimlerin yer aldığı romanların ilk gençlik çağındaki çocuklar arasında son derece popüler olması da kitaplarda dahi anlayarak okumaktan ziyade izleme isteğinin somut bir yansıması.

Anlama becerileri olan dinleme ve okumada hal böyle iken anlatma becerileri olan konuşma ve yazmada durum daha vahim. Öğrenciler  konuşurken artık argo sözleri, deyimler ve atasözleri yerine kullanıyorlar; kolaya kaçarak “aynen, yani, eyvallah, sıkıntı yok” gibi tabirlere türlü anlamlar yüklüyorlar. Konuşmada yuttukları harfleri ise yazıya olduğu gibi geçirme eğilimindeler. Her iki durum da onlara son derece normal geliyor. Ayrıca el yazısı terk edilmiş olmasına karşın kendi yazısını okuyamayan pek çok öğrenci de mevcut. Öğretmenler tarafından yönlendirici telkinlerde bulunulduğunda ise cevapları genelde durumu hafife alma şeklinde oluyor. Çocuklarımız da ciddi manada ana dil sevgisi sorunu var. Kendi dili dışında birçok dili öğrenmeye istekli olan öğrenciler söz konusu ana dil olduğunda “Biz zaten Türkçe biliyoruz, neden Türkçe dersi var?” sorusunu her yıl sormadan edemiyorlar. Hâlbuki mesele sadece o dili konuşur olmak değil dili nitelikli kullanabilmekten geçiyor. Türkçe ağzımızda anamızın dili gibi helal ve güzel olmalıdır, der Yahya Kemal. Günümüzdeki Türkçe kullanımı ise bu düşünce ile maalesef taban tabana zıt halde.

Yıllar önce açtığım drama kursuna, sınav başarısı üst düzey ancak konuşma becerisi çok zayıf bir öğrencim tereddüt ederek katılmıştı. Bir hafta gibi kısa sürede kendine güveni oluşmaya başlarken ailesi boşa zaman geçiriyor gerekçesiyle kurstan ayağını kesti. Sonuç itibariyle o öğrencim, halen çekingen ama sınavlara endeksli başarıya sahip olduğundan ailesinin yüzünü ağartmaya devam ediyor. Bu eksilik aile tarafından belki yıllar sonra fark edilecek ancak kritik dönem aşıldığı için gelişim pek de mümkün olamayacak. Aileler, Türkçenin doğru kullanımında ve kültürel söz varlığının korunmasında küçük yaşlardan itibaren çocuklara örnek olmalı; masal anlatma-anlattırma, tekerleme söyletme, bilmece sorma gibi basit dil etkinlikleriyle gelişime zemin hazırlamalıdır. Meselenin bir diğer yönünde ise bizi millet olarak bir arada tutan temel unsurun dil olduğunun daha da geç olmadan farkına varmak gerek. Okullardaki ana dil eğitimi de dili sevdirecek bir yaklaşıma evrilmelidir. Bu bağlamda “Türkçem, benim ses bayrağım.” diyen ünlü edebiyatçı Fazıl Hüsnü’ye kulak vermeli, bir Türkçe aşığı olan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun “Türkçe giderse Türkiye gider.” sözünü kulağımıza küpe etmeliyiz.

İlk gençlik çağındaki çocukların dil becerilerinin gelişiminde Türkçe öğretmenleri kilit rol oynar fakat bu rolün diğer öğretmenler ve aile fertleri ile desteklenmesi gerekir. Çünkü dil becerileri bir bütündür, kişinin tüm hayatını etkiler, ana dil ders saatleriyle sınırlı tutulamaz. Ayrıca ana dilini iyi bilmeyen bir öğrenci, diğer derslerde ve hayatın içinde de tam manasıyla başarılı olamaz. Çünkü dinlenenleri ve okunanları anlamak, anlaşılanları da doğru biçimde anlatabilmek için ana dili iyi bilmek gerekir. Yıllarca farklı branşlardaki meslektaşlarımdan merkezi sınavlarda sözel derslerdeki soruların bilgiden ziyade sadece okuma becerisini ölçtüğünü ve bu durumun soruları çok basit hale getirdiği serzenişini duydum. Bense tam hep tersini düşündüm. Okumayan, okumayı sevmeyen, bu yönde bir çabası olmayanlar için asıl zorluk anlam kurmaktır. Sınavlarda sözcük sayısı fazla olan soruların ya okunmadan boş geçilmesi yahut sıklıkla yanlış yapılması da bu düşüncemin doğru olduğunu kanıtlıyor. Okullarımızda kurum kültürü olarak çocuklarımıza öncelikle okuma sevgisi aşılamalıyız. Okumak, hayat boyu sürecek bir alışkanlık haline gelecekse mutlaka aile desteğine de ihtiyaç duyar. Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur misali; aile, çocuğa rol model olduğu ölçüde davranış gelişir ve olgunlaşır. Çocuktan kitap okuması istenirken anne-baba telefon, tablet vb. cihazlarla ile ilgileniyorsa salt telkinler sonuç vermeyecektir.

Özetle topyekün olarak ana dile bakışımız ve onu kullanmadaki mahirliğimiz pek iç açıcı değil ancak umutsuzluğa düşmeye de mahal yok. Eski bir Afrika masalında dev ormandaki büyük bir yangında sinek kuşunun yangını söndürmek için gagasıyla su taşıması diğer hayvanlar tarafından hafife alınır. Kuş  ise elinden gelenin en iyisini yaptığını söyleyerek onlara güzel bir ders verir. Bu ibretlik misal dil becerileri açısından değerlendirildiğinde sorunun çözümünü dışta aramak yerine kendimizde aramalıyız. Bu yüzden yetişkinlerin ana dil becerilerinin öneminin farkında olarak davranması, dil kullanımında gelecek kuşaklara örnek teşkil etmesi, Türkçeye dersten ziyade hayatın kendisi olarak bakması çocukların da algısını etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki kişinin bilişsel başarısı, ana dildeki yetkinliklerinden ayrı tutulamaz.  

                                      Yazar: Engin BAYRAM (Türkçe Öğretmeni)

15 Haz 2022 - 20:24 Sakarya/ Pamukova- Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Pamukova Halk Haber Sitesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Pamukova Halk Haber Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Pamukova Halk Haber Sitesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Pamukova Halk Haber Sitesi değil haberi geçen ajanstır.

05

Eski Bir Öğrenci - Elinize sağlık hocam, siz bunları bize hep söylerdiniz, yazı bütünlüğünde olunca daha güzel olmuş

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Haziran 21:06
04

Necmettin Karakaya - Engin hocamı tebrik ederim , ben de kendisi gibi düşünüyorum

Allah razı olsun

Hepimiz dilimize sahip çıkmalıyız

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 16 Haziran 16:52
03

İho Ai̇lesi̇ - Değerli öğretmenimiz çok önemli bir konuyu ele almıış.Mutlaka herkes okumalı.Okumayı sevmeliyiz. En büyük eksiklğimiz okumak. Yeni yazılarını da bekliyoruz

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 16 Haziran 09:27
02

Semih - Kaleminize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 16 Haziran 09:13
01

İho Ailesi - Bu güzel ve bilgilendirici yazısından dolayi Engin hocamı yürekten tebrik ederim

Yanıtla . 8Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 21:14